Türkiye’nin güvenlik paketi: Risale-i Nur

32110_1465623130093_1518982303_1167220_2331971_nCumhuriyetin ideolojik paradigması olan Kemalizm, 1900-1950 dönemi Batı insan ve toplum modelini rol model olarak kabul etmiştir.
Toplumun kurucu hakikatini, akıl, bilim ve materyalist felsefe ile sınırlayan Kemalizm, insanımızın var oluş anlamını ve nihaî gayesini dünyevîleştirmiştir. Muhayyel modern ve medeni toplum tasavvurunda, toplum nizamının gerektirdiği mükellefiyetleri, akıl ve bilimin üreteceğini kabul etmiştir.
Hâlbuki Kemalist ideolojinin rol model kabul ettiği Batı da, duçar olduğu ontolojik (var oluşa dair) hakikat krizine kendi medeniyet geleneği içinde çözüm bulamamıştır. Batı’da da, akıl ve bilim temelli rasyonel mekanizmalar yetersiz kalmaktadır. Bireylerin topluma nizam verecek müsbet davranış modelleri ile mükellef kılınmasına ve toplum nizamının kurulmasına temel oluşturacak bir hakikat arayışı Batı’da da söz konusudur. Batı insan ve toplumu da, bu hakikat boşluğundan beslenen ağır krizler yaşamaktadır. Bu yüzden, günümüzde bütün insanlığın gelip dayandığı duvar, insanın ahlâkî mükellefiyetinin nasıl sağlanacağı ve kötülük yeteneğinin rasyonel mekanizmalarla bastırılamayışıdır. Çünkü kötülük özneleri de rasyonel davranmaktadır.
Bütün insanlığın içine düştüğü ahlâkî mükellefiyet krizi, toplum hayatındaki ferdi ve sosyal karşılaşma alanlarındaki bütün ilişkilere damgasını vurmaktadır. Çıkar ve haz odaklı bireylerin bencil davranış modellerinin şekil verdiği kaotik bir ferdi ve sosyal yapı ortaya çıkmıştır. Bu kriz, insanın varoluş anlamını çıkar ve haz ile sınırlandırmış; insanî, ahlâkî ve hukukî mükellefiyeti besleyecek bir gayeyi, dolayısıyla da bu gayenin tembih ettiği müsbet davranışları temelsiz bırakmıştır. Batı toplumu içinden çıkan ontolojik hakikat krizi, bireylerin mükellefiyet krizini beslemiş, bu krizin altından anarşi; üstünden ise güç ve denetim mekanizmaları (istibdat) boy göstermiştir. Mükellefiyet krizi derinleştikçe, anarşi ve kaos ortaya çıkmış; o oranda, polisiye güçler, güvenlik araçları, mahkemeler ve hapishaneler çoğalmıştır. Bu kriz iki insanın etkileşiminden, sınıflar, toplumlar, devletler ve bloklar arası etkileşimlere kadar kaos üreten ve güçlünün tahakkümü ile sonlanan küresel boyutlar kazanmıştır. Küreselleşmiş bu insanlık krizinden ülkemiz de payını almış ve günümüzde ağır semptomlarla karşı karşıya gelmiştir.
Kemalist ideolojinin sosyolojik öngörüsünün tutarsızlığı, sabit ve gerçekleşmiş vakıalarla ortaya çıkmıştır. İçinde bulunduğumuz krizler, Kemalist ideolojinin yaptığı sosyolojik tahribatlara bağlanacağı yerde, bütün insanlığın duçar olduğu olağan krizler olarak normalleştirilmiştir. Hâlbuki Kemalizm, Batı’nın hakikat krizinin ülkemize de sirayet etmesinde taşıyıcı ve bulaştırıcı bir rol oynamıştır. Çünkü Kemalist paradigma, ahlâkî mükellefiyeti sağlamada inanç değeri olan dinimize karşı bir blokaj oluşturarak yüz yıldır tahribatını sürdürmektedir. Tasavvur ettiği Kemalist toplum idealini gerçekleştirme adına, toplumun ahlâkî mükellefiyet kaynaklarını kurutmuştur. Kemalizm’in beslediği ontolojik hakikat krizini aşmada, kendi inanç ve kültür geleneğimiz içinde var olan çözümü bloke etmeye devam etmektedir.
Kemalizm’in bu tahribatlarına muhalefet eden Bediüzzaman Kemalizm hakkında şöyle bir sosyolojik öngörüde bulunuyor: “Hayat-ı beşeriyenin maddî ve manevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine bataklığında, birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdad bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdaddan başka zabt altına alınamaz.” (Şuâlar, s. 593)
Bireyleri, ahlâk, fazilet ve dürüstlükle mükellef kılan dinî ve kültürel kaynakların kurutulması ile ortaya çıkan anarşi, terör ve yolsuzluklara karşı toplumsal barış ve düzeni sağlamak durumunda bulunan hükümetler, kendilerini Kemalist paradigmanın dikte ettiği güvenlik anlayışından kurtaramamıştır. Halen, Batı medeniyet geleneği içinde çözüm arayışı devam etmektedir. Dolayısıyla da, yegâne tedbir vasıtası olarak sadece kanunlar ve polisiye kuvvetlerle sınırlı bir çözüm anlayışı sürüp gitmektedir. Bu anlayışın son halkası, yeni bir doz ve makyajla gündeme gelen “Güvenlik Paketi” olmuştur. Paketteki temel yaklaşım incelendiğinde, Kemalist ideolojinin arız ettiği klâsik güvenlikçi yaklaşımın sözünü ettiğimiz doz ve makyajı dışında hiçbir yenilik getirmediği görülecektir.
Güvenlikçi paketin çözüm sistemi, ontolojik hakikat krizine değil, bu krizin tezahürlerine yöneliktir. Hâlbuki asıl ve temel çözüm, insanımızın hakikat krizini yenmesinde düğümlenmektedir. Risale-i Nur neden mesaisini öncelikle iman hakikatlerinin neşrine teksif etmiş bulunuyor? Çünkü mevcut güvenlik sorunlarının temelinde ontolojik hakikat krizi vardır ve bu krizin yegâne çözümü de, insanımızı ahlâk, fazilet, dürüstlük ve topluma nizam veren bir dizi değerlerle mükellef kılan iman hakikatleridir. Bu sebeple, Türkiye’nin bu hakikat krizine cevabı ve güvenlik paketi Risale-i Nur’dur.
Yusuf ÇAĞLAYAN
y_caglayan@yahoo.com.tr
12 Aralık 2014, Cuma

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: