Gizli dinsizler ırkçılığı kullanıyor

Bismillahirrahmanirrahim

Reis-i Cumhura ve Başvekile,

Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki:

…..

Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği

ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi

ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir

ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor.

Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil.

Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar.

Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyetle mezcolmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir. (Emirdağ Lâhikası)

Bediüzzaman Said Nursi

SÖZLÜK:

EMÂRE : Delil; işaret, belirti, iz.
HARB-İ UMÛMİ : Dünya Savaşı (I., II.)
İSTİMÂL : Kullanma.
İSTİRAHAT-İ UMÛMİYE : Umûmi rahatlık. Genel huzur.
KÁBİL-İ TEFRİK : Ayrılması mümkün.
MENFÎ : Nefyedilmiş, noksan, negatif, müsbetin zıddı, olumsuz.
MEZC : Katma, kaynaştırma, karıştırma, birleştirme.
SECİYE-İ FITRÎ : Yaratılıştan var olan özellikler.
UHUVVET-İ İSLÂMİYE : İslâm kardeşliği.

Bediüzzaman Türk milliyetçisi midir?

Eskiden müsamerelerin vazgeçilmezleri arasında ‘sanat sanat için midir yoksa toplum için midir?’ tartışması vardır. Yekten söze girecek olursak tabii ki Bediüzzaman Türkleri zatından dolayı değil ama hizmet ettikleri amaç için sevmektedir. Ya da dolaysız bir biçimde ifade edecek olursak; Bediüzzaman Türkleri İslam’a hizmetlerinden dolayı sever ve sevmiştir. Bu hizmetleri  Türklerle İslam alemi arasında sevgi köprüsünü teşkil etmektedir. Elbette bu hizmet severlikleri de mayalarındaki güzelliklerden dolayıdır.  Lakin İslam’la alakası olmayanlar Türkleri ya kafatasçılıktan dolayı sever ya da nefret ederler. İşte günümüzde bunlara ulusalcılar deniliyor.

Türk ve Kürt ulusalcıları Bediüzzaman’ı Kürtçülüğe mal etmek istemişler ve dolayısıyla Türkler lehinde o kadar şahadetini ve tanıklığını görmezlikten gelmişlerdir.  Halbuki, Bediüzzaman Türklere insaf etmiş ve tarih aynasında onların hizmetlerini gördüğü ve tarihin her karesinde onlarla karşılaştığı için onları ebedi değerler adına sever. Bunda kuşku yoktur. Bu anlamda dindar milliyetçi Türkler de Bediüzzaman’ı tanıdıkça Türkçülüklerini tashih etmişler ve onu doğru bağlamına yerleştirmişlerdir. Sözgelimi Ali İhsan Yurt gibi dindar Türk milliyetçileri Beriüzzaman’ı anlamış ve sevmişlerdir. Çünkü Bediüzzaman, Kürtler ve Türkler arasında yabancılaşmayı değil Kur’an ifadesiyle tanışmayı ve kaynaşmayı (tearüf) esas almaktaydı. Zira Bediüzzaman Türklere objektif bir gözlükle bakabilmiştir. Onun objektif gözlükle bakmasına neden olan inandığı değerlerdir. Müküslü Hamza gibi ilk talebelerini ırkçılık rotasında ve noktasında irşat etmiş ve onu caddeyi sevaba yani doğru yola isal etmeye gayret etmiştir.

Türkü işlevselliğinden dolayı değil de mücerret kafatasından dolayı sevenler veya nefret edenler (iki tarafın da dinden uzak ulusalcıları) Bediüzzaman’dan hazzetmezler.  Onu ayrıştırıcı ve asimilasyoncu projeleri önünde bir engel olarak görürler. Bediüzzaman Kürtçülerin ayrıştırıcılıklarına ve Türkçü ulusalcıların da asimilasyoncu yaklaşımlarına mesafelidir. Aksine, Bediüzzaman farklı fizikler arasında köprüler kurmaktadır.  Kaynaştırıcıdır. Türk ve Kürt ulusçuları nafile bir biçimde Bediüzzaman’ı Kürtçülüğe mal etmek istemişlerdir. Böylece  ezberlerini yıkan Bediüzzaman’ı müşevveş hale getirmek istemişlerdir.  Halbuki, Bediüzzaman fiziken Kürt olsa da metafiziki anlamda Kürtçü değildir.  O dindar bir Müslümandır.

*

Bediüzzaman’ı Kürtçülüğe mal etme gayretlerini bilmekle birlikte hayatımda ilk defa olarak Bediüzzaman’ı Türk milliyetçisi olarak tanıtan ve bağlamda tasnif eden birisine rastladım. Neşe Düzel’in Pazartesi Konuşmaları bağlamında konuştuğu Cihan Tuğal şaşırtıcı hatta hayret verici bir değerlendirmede bulunuyor. Cihan Tuğal, Neşe Düzel’e konuşurken bir ara şunları söylüyor: ”Zaten geç Said-i Nursi’de de Türk milliyetçiliği vardır. Said-i Nursi, Kürt milliyetçiliğinden ümmetçiliğe değil de, Türk milliyetçiliğine kaymıştır. Gülen, bunu iyice milliyetçileştirdi. Nurculuğu daha Türk milliyetçisi hareket haline getirdi…” Bu kesinlikle sığ bir bakış açısının ürünüdür. İslam tarihini ve bu tarih içinde Türklerin rolünü anlamadan Bediüzzaman’ın bakış açısını anlamak asla kabil ve mümkün değildir. Cihan Tuğal’ın buna ne ufku ne de birikimi yeter. 

Kimileri İki Mekteb-i Müsibetin Şehadetnamesi  gibi ilk devre kitaplarında Bediüzzaman’ın Kürt milliyetçiliği yaptığı kanaatindedirler.  Onlara göre, daha sonra cumhuriyet döneminde bu eserler yeniden neşredildiğinde gözden geçirilmiş ve Kürtçülük ihsas ettiren ibareler kaldırılmıştır. Öyleyse Bediüzzaman, Kürtçülükten Türkçülüğe kaymıştır! Cihan Tuğal, Bediüzzaman’ın Türkçülük uğruna ümmetçiliğe bile veda ettiğini söylüyor! Bunu söyleyen zatın Risale-i Nurlara vukufiyetinde kesin bir sorun vardır. Ya da Risale-i Nur kendisine açılmamıştır. Zira, Bediüzzaman’ın bu konulardaki yaklaşımını anlamak için çapraz okumalar yapmak gerekir. Bunun için Risalelerde, Araplar ve Türklere atfettiği önemi görmek lazım. Bunu gören Bediüzzaman’ın ümmetçilikten Türkçülüğe kaydığını söyleyemez. Aksine, Bediüzzaman ümmetçi olduğundan dolayı Türkleri sever. Zira ümmete en fazla hizmet eden milletlerin başında Türkler gelmektedir.

*

İkinci olarak,  müşterek bir devlet olan Osmanlı döneminde kullanılan bazı kavramlar ulus devlet modeline ve aşamasına geçildikten sonra terk edilmiş ve Bediüzzaman da dönemin hassasiyeti gereği bazı kavramları kullanmaz hale gelmiştir.  Bu meselenin özüyle alakalı değildir, katiyetle konjonktürel bir durumdur. Bediüzzaman en zor dönemde ve Osmanlı parça parça olurken bile vefakar bir biçimde Türk kardeşlerine sahip çıkmış ve onların hukuklarını korumuştur. Eserleri de bunun tanıklığını ihtiva etmektedir. Ama ülkemizde bilen de bilmeyen de yani ağzı olan konuşuyor kalemi olan yazıyor. Akademisyen bolluğu olduğu bir dönemde de herkes uzman kesildi. Önüne gelen ahkam kesiyor. Bediüzzaman’ın Türkçü yapılması da bu garabetlerden birisidir.

Bediüzzaman fiziğin inkar edilmediği ama aynı zamanda fiziğin parçalamadığı bir ortak kimyayı esas almıştır. Bu kimya iman kardeşliğidir. İman kardeşliğini ve Müslüman uhuvvetini dile getirmiştir. Zira, Kur’an ‘inneme’l müminune ihvetün’  diyerek sadece müminleri yani inananları kardeş kılmaktadır.  Mümin olarak bunun tersini yapması Kur’an-ı tekzip etmek anlamına gelirdi. Kısaca, dinle barışık olmayan Bediüzzaman’la da barışık olamaz ve onu anlayamaz.

Mustafa ÖZCAN-RİSALEHABER

http://www.risalehaber.com/author_article_detail.php?id=10339

Ey nefis! Namaz neden seni usandırıyor?

Bismillahirrahmanirrahim

Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi:

“Namaz iyidir. Fakat hergün, hergün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”

O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra, nefsimi dinledim. İşittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım: O zat o sözü bütün nüfus-u emmârenin namına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman ben dahi dedim: Madem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.

Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkep içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil, Beş İkazı benden işit.

BİRİNCİ İKAZ

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?

Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyif için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.

İKİNCİ İKAZ

Ey şikemperver nefsim! Acaba, hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?

Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.

Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti, herşeye kadîr bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür’atle vâveylâ-yı firakı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâkînin, bir Mahbûb-u Sermedînin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir lâtife-i Rabbâniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir. (Sözler 21. Söz)

Bediüzzaman Said Nursi

LÜGAT:

Âb-I Hayat : Hayat Suyu
Ahvâl-İ Dünyeviye : Dünyanın Halleri
Âyine : Ayna
Bedbaht : Talihsiz
Cehl-İ Mürekkep : Bilmediğinden Habersiz Kimsenin Cehaleti
Cenah : Kanat, Yön
Cezb Ve Celb Etmek : Çekmek
Çeşme-İ Rahmet : Rahmet Çeşmesi
Ebedî : Sonsuz
Ekser : Pek Çok
Elem : Acı, Sıkıntı
Emel : Arzu, İstek
Emmâre : Kötülüğü Emreden
Ezelî : Başlangıcı Olmayan, Sonsuz
Fâni : Gelip Geçici, Ölümlü
Fıtraten : Yaratılış İtibarıyla
Gaflet : Duyarsızlık, Mânevî Sorumluluklarından Habersiz Davranma Hali
Hakikî : Gerçek, Doğru
Halk Olunmak : Yaratılmak
Hane-İ Cisim : Beden, Cisim Evi
Havâ-Yı Nesîm : Hoş Ve Hafif Rüzgar Havası
Hayat-I Ebediye : Sonsuz Hayat
Islah : İyileştirme, Düzeltme
İltihak Etmek : Katılmak
İştiyak : Çok Kuvvetli Arzu Ve İstek
Kadîr : Her Şeye Gücü Yeten
Kâr-I Akıl : Akıl Kârı
Kasavetli : Üzüntülü, Sıkıntılı
Kat’î : Kesin
Kemâl-İ Sür’atle : Çok Hızlı
Kut : Gıda
Külfet : Yük, Zorluk
Lâtife-İ Rabbaniye : İlâhî Hakikatleri Hisseden Ve Mânevî Zevkleri Alan His, Duygu
Letâfetli : Güzel, Hoş
Mâbûd-U Bâkî : İbadete Lâyık Olan Ve Varlığı Hiçbir Zaman Son Bulmayan Allah
Mahbûb-U Sermedî : Varlığı Sonsuz Sevgili Allah
Maruz : Tesiri Altında Kalmak
Medar : Vesile, Dayanak
Meftun : Düşkün, Tutkun, Bağımlı
Meşakkat : Güçlük, Sıkıntı
Mevcudat : Varlıklar
Mukabil : Karşılık
Muztarip Olmak : Iztırap Çekmek
Müptelâ : Düşkün, Bağımlı
Nazik : İnce, Zarif
Nefis : Kişinin Kendisi; İnsanı Daima Kötülüğe, Yasak Zevk Ve İsteklere Teşvik Eden Duygu
Nihayetsiz : Sonsuz
Niyaz : Dua, Yalvarma
Nüfûs-U Emmâre : Kötülüğü Emreden Nefisler
Pürsevda : Sevgiyle Dolu
Rahîm-İ Kerîm : Rahmet Ve İkram Sahibi Allah
Saadet : Mutluluk
Sırr-I İnsani : İnsanın Mânevî Duygusu
Sinnen : Yaş İtibarıyla
Şikemperver : Boğazına Düşkün
Tahrik : Harekete Geçirme
Tasavvur : Zihinde Şekillendirme, Tasarlama
Teessürat : Üzüntüler
Tekerrür : Tekrarlanma
Telezzüz : Lezzet Alma, Lezzetlenme
Teveccüh : Yönelme
Tevehhüm-Ü Ebediyet : Sonsuza Kadar Yaşayacağını Sanmak
Vâveylâ-Yı Firak : Ayrılık Feryadı
Zînur : Nurlu
Zîşuur : Şuur Sahibi
Zulümatlı : Karanlık

CİHAT VE HAKİKAT

Allah cihad edenleri ayırt etmeden…
26 Mayıs 2011 / 05:00
Günün Ayet-i Kerime meali…
BismillahirrahmanirrahimCenab-ı Hak, Âl-i İmrân Sûresinin 142. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? 
Şu kimseleri sevmek bana Vacip oldu
26 Mayıs 2011 / 05:30
Günün Hadis-i Şerif’i…
Bismillahirrahmanirrahim“Cenab-ı Hak bir hadis-i kudsîde şöyle buyuruyor:“Şu kimseleri sevmek bana vacip oldu. (Şu kimseleri mutlaka severim):-Benim rızam için birbirlerini sevenler…
-Benim rızam için bir araya gelenler…
-Benim rızam için birbirlerini ziyaret edenler…
-Benim rızam için birbirlerine ikramda bulunanlar…” Buhari Müslim, Tirmizi