LİSAN VE KÜLTÜR NİÇİN ÖNEMLİDİR?


Lisan da insanlar ve diğer canlılar gibi hayattadır. Zaman içerisinde yeni bir kısım kelimeler doğar, bir kısmı ise ölür. Her bir kelime ise, içerisinde yetiştiği toplumun değer yargılarını ve birikimlerini deruhte etmiştir. Hususen, zevk-i selim sahibi atalarımız, bir mesele ile alakalı kelimeleri seçerken, “efradını câmi, ağyârına mâni” bir şekilde hareket etmesini bilmişlerdir.

Kelimelerin yazı, harfle beraber lisanen de Kur’ânî olmaları, bu kelimelere kültürel boyutla birlikte, dinî bir hüviyette kazandırmıştır. Dolayısıyla, ifade edilen kelime tazir ile alakalı ise, cenneti ihtar edecek bir genişlik vermektedir.

Her ne şekilde olursa olsun, o zaman kullanılan kelimeler, ince elenip sık dokunarak intihap edildiklerinde, beraberlerinde bir kültürü, bir medeniyeti, en mühimi Allah’ı ve Kur’ânı hatırlatmaktaydılar. Zengin bir kelime hazinesine sahip olunduğundan, entellüektellikten, aydından, münevverden bahsetmek mümkündü…

NEDEN KUR’ÂN HARFLERİ?

Lîsanen Kur’ânî olan Osmanlıca’nın harf olarak da Kur’ânın harflerine benzemesi mühim bir hususiyettir. Çünki İslâm yazısı, şiar-ı İslâmî’dendir. Her nerede görülürse görülsün, bu harfler ile yazanın Müslüman olduğuna hükmedilecektir. Bir zamanların her şeyi mürşid hükmün de olan memleketimizin, yazısı dahi Kur’ânî olduğundan hiç kimsenin Kur’ân okuyamama gibi bir derdi yoktu. Bütün İslâm memleketleriyle anlaşabilme yeterliliğine sahipti. İnsanların yazıya ve yazılmışlara karşı bir saygısı, bilime ve marifete karşı iştiyakları vardı. Ve İslâm harfleri fıtrî olduğu için, göz hastalıkları bu derece çok değildi.

İSLÂM HARFLERİNE MUHALEFETİN MANTIĞI VAR MI?

İslâm harflerine muhalif olmak, onun Kur’ânilik ciheti göz önünde bulundurularak ele alınması gereken bir meseledir. Çağdaşlık teraneleriyle de, İslâm harflerinin herhangi bir tezadı olmaz. İslâm harfleri insanları çöl kanunlarına götürmez. Kur’ân her zaman gençtir ve hakikatleriyle beraber, harfleri de genç kalacak ve çağlar üstü olacaktır.

Amacımız Kur’an Harfleri’ni muhafaza etmektir.

http://www.kuranharfleri.com/tr/hakkimizda

ŞEKER MEKTUBU


AHİRET KARDEŞLERİME MÜHİM BİR İHTAR..
İKİ MADDEDİR.
BİRİNCİSİ: Risâle-i Nur’a intisab eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran Risâle-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve mânevî kazançlarımda hissedâr olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymetdâr binler kardeşlerin ve Risâle-i Nur talebelerinin duâlarına ve kazançlarına dahi hissedâr olur.

Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbûle hükmünde bulunan kitâbetinde; hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmağa çalışmak, hem Hadis’in hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-i imânîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-i hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenâtına iştirak etmek gibi çok faideleri verebilir.

Ben kasemle temin ederim ki: bir küçük Risâleyi kendinde bilerek yazan adam,bana büyük bir hediye hükmüne geçer: belki herbir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.
İKİNCİ MADDE: Maatteessüf, Risâle-i Nur’un imansız ve emansız cin ve ins düşmanları onun çelik gibi metin kal’alarına ve elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine mukabele edemediklerinden, çok gizli desiseler ve hafi vasıtalar ile haberleri olmadan, yazanların şevklerini kırmak ve fütûr vermek ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum edip darbe vuruyorlar.

Hususan burada ihtiyaç pek çok ve yazıcılar çok az ve düşmanlar çok dikkatli, kısmen talebeler mukavemetsiz olduğundan; bu memleketi o Nurlardan bir derece mahrum ediyor. Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adem hangi Risâleyi açsa benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstadiyle görüşür ve hakâik-i imâniyeden zevkle bir ders alabilir.

SAİD-İ NURSİ

KASTAMONU LAHİKASI
Bir açıklama ekle
ŞEKER MEKTUBU

AHİRET KARDEŞLERİME MÜHİM BİR İHTAR..
İKİ MADDEDİR.
BİRİNCİSİ: Risâle-i Nur’a intisab eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran Risâle-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve mânevî kazançlarımda hissedâr olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymetdâr binler kardeşlerin ve Risâle-i Nur talebelerinin duâlarına ve kazançlarına dahi hissedâr olur.

Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbûle hükmünde bulunan kitâbetinde; hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmağa çalışmak, hem Hadis’in hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-i imânîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-i hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenâtına iştirak etmek gibi çok faideleri verebilir.

Ben kasemle temin ederim ki: bir küçük Risâleyi kendinde bilerek yazan adam,bana büyük bir hediye hükmüne geçer: belki herbir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.
İKİNCİ MADDE: Maatteessüf, Risâle-i Nur’un imansız ve emansız cin ve ins düşmanları onun çelik gibi metin kal’alarına ve elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine mukabele edemediklerinden, çok gizli desiseler ve hafi vasıtalar ile haberleri olmadan, yazanların şevklerini kırmak ve fütûr vermek ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum edip darbe vuruyorlar.

Hususan burada ihtiyaç pek çok ve yazıcılar çok az ve düşmanlar çok dikkatli, kısmen talebeler mukavemetsiz olduğundan; bu memleketi o Nurlardan bir derece mahrum ediyor. Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adem hangi Risâleyi açsa benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstadiyle görüşür ve hakâik-i imâniyeden zevkle bir ders alabilir.

SAİD-İ NURSİ

KASTAMONU LAHİKASI..

YAZI MEKTUBU


“Bir kısım kardeşlerime hususî bir mektubdur
Yazıda usanan ve ibadet ayları olan şuhur-u selâsede sair evradı, beş cihetle (Hâşiye) ibadet sayılan Risale-i Nur yazısına tercih eden kardeşlerime iki hadîs-i şerifin bir nüktesini söyleyeceğim.

Birincisi: يُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَاءِ بِدِمَاءِ الشُّهَدَاءِ -ev kema kal- Yani: “Mahşerde ülema-i hakikatın sarfettikleri mürekkeb, şehidlerin kanıyla müvazene edilir; o kıymette olur.”

İkincisi: مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِاَةِ شَهِيد -ev kema kal- Yani: “Bid’aların ve dalaletlerin istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyeye ve hakikat-ı Kur’aniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.”

Ey tenbellik damarıyla yazıdan usanan ve ey sofi-meşreb kardeşler! Bu iki hadîsin mecmuu gösterir ki: Böyle zamanda hakaik-i imaniyeye ve esrar-ı şeriat ve Sünnet-i Seniyeye hizmet eden mübarek hâlis kalemlerden akan siyah nur veya âb-ı hayat hükmünde olan mürekkeblerin bir dirhemi, şühedanın yüz dirhem kanı hükmünde yevm-i mahşerde size faide verebilir. Öyle ise, onu kazanmaya çalışınız.

Eğer deseniz: Hadîste “âlim” tabiri var, biz bir kısmımız yalnız kâtibiz.

Elcevab: Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, madem Risale-i Nur şakirdlerinin bir şahs-ı manevîsi var, şübhesiz o şahs-ı manevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı manevînin parmaklarıdır. Kendi nokta-i nazarımda liyakatsız olduğum halde, haydi hüsn-ü zannınıza binaen bu fakire bir üstadlık ve tebaiyet noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız. Ben ümmi ve kalemsiz olduğum için, sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır, hadîste gösterilen ecri alırsınız.

Said Nursî

(Hâşiye): Bu kıymetli mektubda Üstadımızın işaret ettiği beş nevi ibadetin kendilerinden izahını taleb ettik. Aldığımız izah aşağıya yazılmıştır.

1 – En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.
2 – Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.
3 – Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.
4 – Kalemle ilmi tahsil etmektir.
5 – Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî olan ibadeti yapmaktır.

Rüşdü, Hüsrev, Re’fet”