GÖNÜL VERENLER


RİSALEİ NUR HİZMETKARLARINDAN
HİLMİ BALTACIOĞLU İLE BİR HASBIHAL

Risale-i Nur’un gelişimini gözler önüne serecek bir tarih vesikasından bir serlevha sunmak istiyorum. Her kurumda olduğu gibi Risale-i Nur cemaatinde de gelişmeler olduğu malum. Telif edildiği dönemin şartları göz önüne alındığında günümüz gençliğinin Risale-i Nur’u anlamasında nasıl bir yol izlenmektedir. Orijinal nüshaların anlaşılması ve istifadesinde nasıl bir metot uygulanıyor. Kur’an hattı nasıl muhafaza ediliyor. Yaklaşık 45-46 yıldır Risale-i Nur hizmetinde olmak nasıl bir duygudur. Bu konulara ışık tutmak istiyoruz.
Önce sizi bir tanıyalım, Hilmi BALTACIOĞLU kimdir.

1933 YILINDA Niğde’de doğdum.Sanat Okulunu Makine Kimya Enstitüsü adına okudum. !952 yılında Kara Kuvvetleri Bünyesinde Ordonat sınıfı ihdas edilmişti. Milli Savunma Bakanlığının duyurusuna istinaden müracaat ederek Türk Silahlı Kuvvetlerine Astsubay olarak katıldım. !953 yılında evlendim. 2 çocuk babasıyım. !978 yılına kadar Silahlı Kuvvetlerin değişik birliklerinde görev yaptım. 1978 yılında emekli olup İzmir’e yerleştim. Halen İzmir’de ikamet ediyorum.

Risale-i Nur ile tanışmanız nasıl oldu. Ailenizde sizden önce Risale-i Nur’u tanıtan varmıydı.

Risale-i Nur ile tanışmam mesleğe başlamamdan çok sonra oldu. Ailemde de daha önce Risale-i Nuru tanıyan kimse yoktu. O yıllarda Türkiye farklı dönemeçlerden geçiyordu. Ama silahlı kuvvetlere yansıyan bir şey yoktu. İşimizde gücümüzde idik. İçimde bazen fırtınalar uçuşurdu ama sebebini pek çözemezdim. Şimdi iyi anlıyorum ki bu sıkıntılar manevi boşluktan geliyordu.
1963 yılı idi bir arkadaş grubu toplantısında sohbet döndü dolaştı tarihi ve islami konulara geldi. Arkadaşlar dinden, namazdan, tarihten konulara daldılar. Benim genelde dinleyici olduğum konularda aslında pek malumat sahibi olunmadığı çok açık belliydi.
Osmanlı geri kaldı, namaz olmasaydı, 1 vakit veya 3 vakit olsaydı gibi içeriği dolu olmayan konular konuşulup durdu. Bu konuşmalardan oldukça sıkıldım ve eksikliğini hissettiğim tarihi ve İslami konuları öğrenmeye karar verdim. O yıllarda dini eğitime pek ehemmiyet verilmezdi. Siyaseten birbirine zıt 2 dönem gibi görünse de eğitim tarafında din konusu çok eksikti. Yani Menderes dönemi öncesi ile sonrası hatta ihtilal sonrasında bile pek değişen bir şey olmadı. Bu yılların Ezanın Arapça aslına dönmesinin dışında din konusuna bir katkısı olmamıştır. Bilmeden ahkam kesmek beni manen sıkıntıya düşürdü.
İlk iş olarak Türk tarihi ile ilgili, Selçuklular, Osmanlılar kimdir, bu kadar uzun süre tarih sahnesinde olabildiklerine göre bu işin aslı nedir diye uzun bir araştırma ve öğrenme işine giriştim. Konular ile ilgili pek çok kitap okudum. Sonunda anladım ki tarihimize haksızlık yapılıyor. Genelde büyük bir kısımda şaşalı bir dönem geçirilmiş. Nihayetinde devrini tamamlayıp tarihe mal olmuşlar.
Sonra İslam dinini öğrenmek için Kur-an’ın mealini alıp okumaya başladım. Uzun tetkiklerden sonra Kuranın özünü anlamaya başladım. Öğrendikçe dine olan sevgim arttı ve namaza da başladım. Sonra Kur’anın aslını okumayı da öğrendim. Risale-i nuru Latince nüshalarını gördüm bazılarını da okumuştum. Bu arada diğer cemaatleri de araştırmaya devam ediyordum ama hala aradığımı bulamamıştım.
Eşimin İstanbul’lu olmasından dolayı izinlerimizin bir kısmını İstanbul’da geçirirdik. Bu izinlerden birinde Süleymaniye camiini ziyaret ettim. Bu ziyaret esnasında bir turist grubunun da Süleymaniye camiini ziyaret ettiklerini ve bir takım notlar aldığını izledim. Bu izlemede dikkatimi çeken en önemli konu hatta hayatımın dönüm noktalarından birisi turist kafilesinden bir kişinin notlarını Osmanlıca aldığını görüp hayretler içerisinde kaldım. Camide görevli birsine durumu sorunca bu bir araştırma grubudur. Her yıl gelirler buradaki eserleri tetkik ederler ve dönerler demesi ile bu konuda hangi noktada olduğumuzu ve neden Avrupa’nın bizim gözümüzün açılmasını istemediğinin sırrı açılır gibi oldu. Bu yazıyı en kısa zamanda öğrenmeliyim diye niyet ettim.
Avrupalı bir Osmanlıca ile not alıyordu ama biz okumayı bile bilmiyorduk. Bu tezat çok dikkate alınması gereken bir konudur. Her zaman anlatırım. Her anlattığımda da aynı sahne gözümün önünde canlanır. Kendi zafiyetimizi ve kültürümüze yabancılaştırılmamızın acısını hissederim.

Osmanlıca Öğrenmeye Hemen Başladınız mı peki..

Hemen değil. Çünkü bu konuda bana yardımcı olacak birilerini bulmam gerekiyordu. Bu iş o kadar kolay değil. Ama Rabbimin ihsanı, bir rüya görmüştüm. Rüyamda bir kişi rahle başında oturuyor. Ben oturduğu yere girince bana Fatiha’yı oku diyor. Okuduktan sonra gel bakalım rahlenin yanına otur. Biz burada Osmanlıca öğretiriz diyordu. Bu rüya çok tesir etti ama yer neresi, o kişiler kim en küçük bir bilgim yoktu. 1969 yılında Ankara’ya tayin edilmiş ve ev tutmuştum. Yerleşme işleri bir taraftan devam ediyordu. Bir öğlen namazında yakınımda namaz kılan bir biz Osmanlıca öğreniyoruz istersen senide tanıştırayım dedi. Çok heyecanlandım ama belli etmemeye çalıştım. O arkadaşın peşinden gittim. Götürdüğü yerde bir kişi bir rahlenin başında oturuyordu ve ben içeri girince Fatiha’yı oku bakalım dedi. Gördüğüm manzara ve konuşma rüyamdaki ile aynı idi. Fatiha’yı okudum. Sonra biz burada Osmanlıca öğreniyoruz isteyenlere de öğretiyoruz dedi. Rüyam aklıma geldi. Tıpatıp rüyama benziyordu. Rüyamın sahih bir rüya olduğunu anlayıp peki dedim. Anladım ki aradığım yer burasıdır ve elimden tutulup getirildim. Başka da yorum yapmadım. Çok kısa bir sürede Osmanlıcayı okumayı ve yazmayı öğrendim. Risale-i Nurların orijinalini de yazıp okumaya başladım.

Ahmet Hüsrev Efendi ile Nasıl tanıştınız.

Osmanlıca öğrenmeye başladıktan 2 veya 3 ay sonra bir bayram vesilesi ile Isparta’ya gittim. Bu ziyaretten amacım Risale-i Nurun kahramanı ile tanışmaktı. Bu işin asıl mecrasını merak ediyordum. Çok hoş bir karşılaşma oldu. Hoş geldin kardeşim diyerek iltifatta bulundu. Hizmeti anlattı. Bu tanışma Risale-i Nura bağlamama ve bir görev olarak benimsememe vesile oldu.

Daha sonraki gelişmelerden de bahseder misiniz.

1974 yılında Erzurum’a tayin edilmiştim. Burada Kültür bakanlığı tarafından açılan Hüsn-ü hat kursuna devam ederek eğitici sertifikası aldım. Daha sonraki dönemlerde aynı kursta hafta sonları yardımcı eğitici olarak görev yaptım. 1978 yılında emekli olup İzmir’e yerleştim.
1981 yılında ise Ankara Anıtlar kurulundan Osmanlıca Öğretmek için yetki belgesi aldım. Bu belge ile pek çok kişinin Osmanlıcayı öğrenmesine vesile oldum. Aynı zamanda da Osmanlıca öğrenen kişilerin Risalelere de ilgi duyduklarını gördüm. Bu çalışmalarımda hiçbir zaman bir menfaat gözetmedim. Beklide gayretimin temelinde bu yatıyordu. Çünkü menfaat olan yerde gayretler menfaatler kadar oluyordu.

Şu anda Risale Hizmetine nasıl devam Ediyorsunuz

Osmanlıca ve Risalei Nur’da keşfedilmesi gereken pek çok nokta var. Yeni nesilde bu konulara ilgi duyanlar bir hayli fazla. Yeni nesil artık hakikatleri anlayabiliyor. Değerlendirmeleri çok net. Bana ve bu konuda kendini yetiştirebilmiş kişilere düşen vazife yardım talep edene elinden geldiği kadar yardımcı olmaktır.
Memleketimizde ve dünya üzerinde imansızlık hastalığı almış gidiyor.
Gençlerin bu hastalıklardan kurtulması gerekiyor.
Hürriyet kavramı maalesef yanlış anlaşılıyor. Hürriyeti sınırsız ahlaksızlıkla özdeşleştirmek ve genç dimağları yıkmak isteyenler var. Halbuki İslami disiplin gerçek hürriyettir.
Hem kendisine saygılı hem karşısındakine saygılı olmak gerçek hürriyeti veriyor zaten.
İmani disiplin, hayatı düzene sokuyor, süfliyattan uzaklaştırarak insana huzur kapısını açıyor.
Benim anladığım 3 tür disiplin var. Bunun ikisini askerlerde görüyorum. Bunlardan biri askeri talim terbiyedir. Bunu iman disiplini ile destekleyerek gerçek disiplin sağlanmalıdır.
Üçüncü disiplin sivillerdedir. Buda islamın disiplini ki esası namazdır.
Bunu anladığımızda ne askerler ne de siviller disiplinsiz olmayacaktır. Bu displin ise Rabbine gönüllü asker olup disipline girmekle olacaktır.

Fakat anti propagandalarla bu konu maalesef yanlış aktarılmaktadır. Din insanlara menfi manada tanıtılmıştır. Bunları insanlarımıza usulünce anlatmak ve hem ülkemizde iç huzuru, hemde koskoca dünyada uluslar arası disiplini sağlamak bu algılama ile olacaktır.
Rabbimiz bizden kendine kul olmamızı ve kulluğun gereklerini yapmamızı istiyor.
Çünkü dünyaya geliş sebebimiz budur.

Yapmış olduğunuz değerli açıklamalar ve ayırdığınız vakit için teşekkür eder sağlık ve afiyetler hayırlı çalışmalar dileriz.

Ahmet TÜRKAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: