Bediüzzaman’ın bitmeyen Viyana seyahati

Geçenlerde Bediüzzaman Hazretlerinin 50. vefat yildönümüydü ve bu sene Bediüzzaman biraz daha fazla gündemde kaldı ve farklı tartışmalar yaşandı. Bir yazarın Belaüzzaman çıkışı Haber7‘ de de bir hayli yer aldı. Ve sonunda yazar bey Üstad ile alakalı yeterince bilgi sahibi olmadığını söylemek zorunda kaldı.
Ülkemizin yetiştirdiği böyle muhteşem kişiler ile alakalı bilgisizlik ve ilgisizliğimiz yeni bir şey değil elbette. Mesela Konya’nın, Mevlana’nın değerini ancak 100 yıl sonra anlayabildiği söylenir. Kaldı ki Mevlana hala bizler için bir bilinmeyendir. Kimisine göre büyük bir hümanist, kimisine göre uzun şapkalı ve etrafında dönen biridir.Veya resimlerde çizildiği üzere ellerini Çinliler gibi kavuşturmuş şişmanca bir ihtiyar olarak hayalimize sokulmuştur. (Hz. Mevalana resmedildigi gibi şişman ve çok ihtiyar biri olmamıştı vefat ettiğinde ise henüz 67 yaşındaydı).

Bediüzzaman ise bu altın silsilenin en son halkasıdır. Nefesi hala Anadolu topraklarında gezinmekte. Onu gören gözler, elini öpebilen dudaklar hala aramızda bulunmaktadır. Ama buna rağmen Risale-i Nur ve Üstad Hazretleri’nin değeri ülke dışında daha bir net anlaşılmaktadır.

Türkiye’de muhafazakarım diyen her türden insan Bediüzzamanı bilir ve çok büyük bir kısmı da sever. Ama emin olun bu bilinmenin altında Bediüzzaman ve eserleri ile alakalı temel bazı bilgilerden bile habersizdirler. Bahsettiğim kesim camideki hacı amcalar değil, okumuş, üniversiteli veya yazar yahut makam sahibi insanlar içinde bile bu yanılgıya düşenler çoktur. Bunun en büyük nedeni şifahi kültür ve okumaya karşı olan alerjimizdir.Tarihin en ciddi milletinden maalesef en dedikodu sever bir millet çıkardık. Bu hastalağımız ise başka bir yazı konumuz inşallah.

Mallaesef insanımızın okumaya karşı bu tutumu, şifahi bilgi deposu haline getirmiştir herkesi. Bediüzzaman Hazretleri’nin, hayatı boyunca ona düşmanlık yapan ve kendisinin zındıka komitesi, şimdilerde ise Ergenekon denilen zihniyet Türk insanının bu özelliğini çok iyi kullanmıştır yıllar boyu. Etrafa yaydıkları türlü kirli bilgiler herkesi etkilemiştir. Böyle olunca saedece Bediüzzaman örneğine bakarsak, Ona tarikat şeyhi diyen de vardır, Şeyh Said sanan da vardır, İngiliz Ajanı diyenden tutun, Rıza Zelyut gibi bu konulara hakim olması gereken bir yazar bile onu Anadolu‘daki Kürtçü hareketin mimari yapabilmiştir.

Halbuki Bediüzzaman Hazretleri hayatının hiçbir döneminde kıyıda köşede kalmış, halkın unuttuğu, tanımadığı biri olmamış. Yeni Said dönemi dediği Cumhuriyet yıllarında bile unutturulmak için en ücra köşelere sürgüne gönderilse de insanımız ne onu ne de onun Kuran’dan süzülen o müthiş eserinden bi-haber kalmamıştır. Dönemin gazetelerine bakarsanız Bediüzzaman ila alakalı bir sürü haber ve manşet görürsünüz.

Daha çoçukluk çağlarında onu Aşiret reislerine nasihat ederken, gençlik yıllarında Van Valisi’nin konağında veya İstanbulda, doğuda kurmayı planladığı üniversite projesi için görüşmeler yaparken bulursunuz. Ayasofya’nın önünde İstanbul’un Alimleriyle münazara yaparken veya Şam’da Emevi Camii’nde Arap Alemi’ne nasihat ederken, yahut İstanbul’da İttihatçıların kullanmak istediği Kürt hammallara birlik ve beraberlik dersi verirken görebilirsiniz. Doğunun dağlarında Ermeni Komitacıları kovalarken, Ruslar’la kahramanca çarpışırken ve 2,5 yıl kalacağı Sibirya’da ki Kosturma Esir Kampı’nda da olabilir. Kah Mehmet Reşat’ın resmi heyeti içinde Balkan Gezisi’nde , dönemin meşhur paşalarıyla istişare ederken kah Ankara da mecliste Atatürk’ün de bulunduğu bir oturumda milletvekillerine namazın ehemmiyeti ile alakalı nasihat ederken bulabilrisiniz.

Bu kısacık yazıya o koca ömürde yapılan onca önemli hadiseleri siğdirabilmenin elbette imkanı yoktur. Ama şu açıktır ki Üstad o kadar iz bırakmıştır ki dünyaya, biz onun Anadolu’ya tamamen sinmiş ruhunu bulamazken O’nun dünyadaki izleri üzerinde abideler yükselmekte.

Dua ederken bile istikbaldeki talebeleri içinde hisse ayıran , gözünü geleceğe dikmiş, Asrımızın insanının kurtuluş reçetesini hazırlayan bu kutlu insanın ayağını bastığı her yerde, onu takip edenlerin itidalli, vakur ve etkili çalışmalarını görürsünüz.

Bediüzzaman’ın ayağını bastığı yerlerden biride Viyanadır. Rusyada Bolşevik İhtilalin başladığı dönemde karışıklıktan faydalanarak Sibirya’daki esir kampından harikalarla dolu dönüş yolu üzerinde Viyana da bulunmakatadır. Bediüzzaman, Petersburg yoluyla Varşova’ya ulaşmıs Daha sonra ise Viyana’ya geçmiş ve Alman makamları tarafından düzenlenen bir belgeyle Sofya üzerinden 17 Haziran 1918’de İstanbul’a gelmişti.

Bu seyahatte ayrıntılı olarak neler yaşadığı ile alakalı çok bir şey bulamadım açıkçası. Bir kaç hatıra bulunsa da Viyana günlerinde neler olduğunu bilemiyoruz. Alman makamları tarafından iyi karşılandığı, resmi çekilip seyahati için gerekli evrakların hazırlanması ve sonrası Bulgaristan üzerinden vatana avdetini bilmekteyiz. Bu mesele ile alakalı danışdığım bir Viyanalı Nur talebesi olan Suat Ağabeyim ise somut bir şey bilmese de o zamanlar şehrin merkezlerinden biri olan Viyana’nın 3. Bölgesi bizim buralardaki ifademizle 3.Viyana da bir yerlerde kalabilmiş olabileceğini söyledi. Bu da, Viyana’daki Risale-i Nur okunan ilk mekanın burda açılmış olmasına dayanan hissi bir temenni tabii ki.

Bazıları Berlin üzerinden geldiğini hatta kaldığı otelin ismini bile verse de bunlar sağlam bir delili olmayan rivayetlerdir. Aynı zamanda Bir çok kaynağın söylediği dönüş güzergahına da uymamaktadır Berlin rivayeti.

Her şeye rağmen, dualarında her daim yer verdiği gelecekteki talebelerim dediği insanların, açtığı egitim ve kültür müesseselerini, St. Petersburgda, Varşova ve Viyana‘da görebilirsiniz. Hatta 2.5 yılını geçirdiği Sibirya-Kosturma‘da bile onun hatırasını unutmayan oralarda mukim Tatarların yaptırdığı Bediüzzaman Camiisi’ni bile bulabilirsiniz.

Ne farkeder ki hem Berlin’e gidip gitmediği, İstikbaldeki talebeleri çoktan onun ufkunda ilerleyip ilim ve dinin barıştırıldığı merkezler açtılar bile oralarda. Hatta o kutlu Kametin mefküresi ışığında açabildikleri kadar sinelerini açıp her mahsun gönüle ulaşmanın hicranıyla yanıp etraflarınıda aydınlatmaya devam ediyorlar.Vefalı insan Bediüzzaman ayak bastığı yerleri unutmadı, ayak bastığı heryerden geleceğe ait muştular fışkırıyor topraktan.

Not; Ustad, Moral Günü Kültür Şenliği Programı’nda bu yıl vefatının 50. Yıldönümünde Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerini Doç. Dr. Halit Ertuğrul ve Sanatçı Mehmet Akça’ninda katildigi programlar zinciriyle anilacaktir.

Adres: 22. Bölge Donaustadt Haus der Begegnung, Viyana
Tarih: 09 Mayıs 2010 Pazar
Saat: 14:00

Ahmet ÖZGÜNDOĞAN / Avusturya / Haber 7
ahmetozgundogan@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: