‘Hepimizin Bediüzzaman’a borcu var’

RÖPORTAJ (1. Bölüm) Prof. Dr. Mümtazer Türköne, Bediüzzaman Said Nursi’nin tek parti vandalizmine karşı taşra seçkinlerini nasıl oluşturduğunu Moralhaber.net’e anlattı.

‘Hepimizin Bediüzzaman’a borcu var’
04.12.2009 11:38
RÖPORTAJ (1. Bölüm) Prof. Dr. Mümtazer Türköne, Bediüzzaman Said Nursi’nin tek parti vandalizmine karşı taşra seçkinlerini nasıl oluşturduğunu Moralhaber.net’e anlattı.

Dursun Kabaktepe’nin röportajı

Prof. Dr. Türköne: ‘Hepimizin Bediüzzaman’a borcu var. Bende borçluyum’

Prof. Dr. Mümtazer Türköne, bir TV programında tek parti döneminin tahribatını Bediüzzaman Said Nursi’nin düzettiğini söyledi. Moralhaber.Net olarak bizde Prof. Dr. Türköne’ye tek parti döneminde yaşanan tahribatı Bediüzzaman Said Nursi’nin nasıl düzelttiğini sorduk. Prof. Dr. Türköne, Said Nursi’nin toplumu şiddetten uzak tutarak halkın fikri alt yapısını beslediğini, Kur’an’ı ve İslam’ı çağın koşullarına uygun olarak yorumladığını, o dönemde yaşayan taşra elitlerine kendilerini ifade etmeleri için yol gösterdiğini ve 2009 yılındaki toplumun alt yapısını oluşturduğunu anlattı. İşte Prof. Dr. Türköne ile Zaman Gazetesi’nin kafeteryasında Said Nursi ve Nurculuk akımı konusunda yaptığımız röportajımızın ayrıntıları:

TEK PARTİ DÖNEMİ MODERNLEŞME VANDALİZMİDİR
Bir televizyon kanalında ‘Tek parti tahribatını Said Nursi düzetti’ dediniz. Tek parti döneminde nasıl bir tahribat yaşandığını anlatır mısınız?

Türkiye’de, sonradan bir ‘Tek parti altın çağı’ efsanesi üretildi. Bütün güzelliklerin ve iyiliklerin kaynağı olan bir tek parti döneminden bahsediliyor. Bunun arkasına da bir figür yerleştiriliyor. Bu gerçeklere tamamen aykırıdır. Bu tarihin en baskıcı ve zulmün tüm Osmanlı tarihi boyunca bile rastlanmayacak kadar arttığı karanlık bir dönemdir. Cumhuriyeti kuran azınlık kadroların, seçkinci elitlerin önlerinde hiçbir engel görmeden, bu modernleştirme politikalarını, kendi dar dünyalarında gerçekleştirdikleri, çok ilkel yöntemlerle halka zorla kabul ettirmek istedikleri bir projedir. İnsan onuruna ve doğasına aykırı bir dönemdir.

O dönem için ne söylenebilir?

Tek parti dönemi tek kelime ile modernleşme Vandalizm’idir. Vandalizm kelimesi buraya çok uydun düşer. Vandalizm kan dönmekten zevk almaktır. Kaba güç kullanmaktan zevk almaktır. Tek parti döneminin böyle bir yapısı vardır. Son derece dar kafalar. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçerken toplum bütün elitlerini savaş meydanlarında kaybetmiştir. Bunlar büyük ölçüde kıyıda köşede duran savaş kaçakları, dar mahfillerde çıkar odakları şeklinde bu Cumhuriyeti yağlamaya başlamışlar. Karşılarında da herhangi bir güç olmadığı için ‘vandalca’ ilerlemişler. Çünkü Osmanlı’da denge güçleri vardı. Ama bu dönemde bu güçler kalmamıştır. Bu vandalizmin en önemli tahribatlarından bir tanesi Türk musikisinin yok edilmesidir. Bu korkunç bir tahribattır.

TOPLUMU KÜLTÜREL KÖKLERİNDEN KOPARDI

Türk Musikisi konusunu biraz açar mısınız? Neden korkunç bir tahribattır?
1931 yılından sonra radyoda Türk Musikisi yasaklanmıştır. Bu Ortadoğu ve Balkanlar coğrafyasının en güçlü ve en zengin musikisidir.

Neden Türk Musikisi?
Dede Efendi’lerin, Itrilerin olduğu musikiyi Cumhuriyet yasaklıyor. Bu tam anlamıyla kültürel Vandalizm’dir. Toplumu kültürel köklerinden koparmaktır. Bu süreçten sonra musiki konservatuarlarda da yasaklandı. Ardından Türkiye’de tam anlamıyla mezhebi gayri sahih bir müzik çıktı. Arabesk gibi. Türkiye’nin kültürünü etkisi altına aldı. Sonra Osmanlı eserlerine karşı yapılan tahribat başladı. Kimliği, kişiliği oturmuş toplum büyüklerine karşı saldırılar yapıldı. Savcının beratını isteyip de idam edilen İskilipli Atıf Hoca gibi. Bu toplumu ayakta tutan birçok değerler yok edildi.

Bu coğrafyanın insanı olan yeni elitler niçin halkına bunları reva gördü?
Tam anlamıyla iktidar içindir. Bunun diğer adı faşizmdir. Tek parti dönemini en iyi ifade edecek söz faşizmdir. İtalyan faşizmi Türkiye’de çok yakından takip edilmiştir. Özellikle Recep Peker’de bir Faşizm hayranlığı vardır. Toplumun dini, kültürel ve tarihi değerlerine her türlü saldırı yapılmıştır. Toplum refleks olarak kendisini korumaya başladı. Bu konuda Cumhuriyet tarihinde kendini dengeleyecek iki tür refleks ortaya çıktı.

BEDİÜZZAMAN TAŞRA SEÇKİNLERİNİ OLUŞTURDU

Bu refleksler nedir?
Biri Bediüzzaman Said Nursi’nin öncülüğünde ortaya çıkan Nurculuk’tur. Diğeri ise şiddete yakın olan Kemal Pilavoğlu’nun kurduğu Ticanilik olmuştur. Eş zamanlı olarak aynı yıllarda Türkiye’de yaygındır. Biri tarikat diğeri ise cemaattir. Bediüzzaman toplumun inançlarına yapılan saldırılar karşısında halkın inanç yapısını beslemiştir. Topluma bu ağır tahribat karşısında serum verip vücudu güçlendirmiştir. Bunu da İslam’ı ve Kuran’ı yorumlayarak yapmıştır. Cemaati sıkı bir şekilde bir araya getirmiştir. Tek parti vandalizmine karşı taşra seçkinlerini oluşturmuştur. Taşradaki okuma-yazma bilen seçkinler bu hareket ile kendilerini ifade etmişlerdir. Bugünkü seçkinlerin temeli o dönemde oluşmaya başlamıştır. Said Nursi onlarla bir direnç hattı oluşturmuştur.

Nasıl bir direnç hattı oluşturmuştur?

Taşra elitlerini takviye etmiştir, güçlendirmiştir. Onların kendi arasındaki dayanışmasını sağlamıştır. Elitlerin halkı baskı altına aldığı o dönemlerde Nurculuk hareketi modern bir tepki olarak ele alınmalıdır. Şerif Mardin’in Bedizzzaman Said Nursi kitabının çok önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

NURCULUK GERÇEKTE SOSYAL BİR HAREKETTİR

Türkiye’de Nurculuk nasıl algılanıyor?

Bir dini hareket olarak algılanıyor. Ama Nurculuk gerçekte bir sosyal harekettir. Nurculuğun sosyal temellerine inmek lazım. Bu hareketlere dâhil olan insanların hangi sosyal ihtiyaçlarına karşılık buldukları araştırılmalıdır. Türkiye’de Bedizüzzman Sadi Nursi’nin taşra elitleri ile başlattığı bu hareket bugüne gelmiştir. Bugün ise bu taşra elitlerinin kendilerini değişik şekillerde ifade ettikleri cemaatler yeni dayanışma modelleri oluşturmuşlardır. Bugün AK Parti’yi de bu taşra elitlerinin 2009 yılına yansıması olarak değerlendirmek lazım. Türkiye’de devletin içinde ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak herkesin mutlaka bugün bulunduğu ve sahip olduğu konumda Bediüzzaman’a borcu vardır.

Borç kavramını açar mısınız?
Düşünceden, oluşturduğu modelden, gösterdiği istikametten ve toplumu şiddetten uzak tuttuğu için borçludur. Kendisini şiddet dışındaki araçlarla ifade etmesini sağladığı için hepimizin ona borcu vardır. Bende borçluyum.

Savaşı isteyen toplumların tükeneceğini söylediniz. Bediüzzaman olmasaydı ve bu düşünceler savunulmasaydı bugün nasıl bir Türkiye portresi ortaya çıkardı?
Muhtemelen Pakistan’ın, İran’ın ve Afganistan’ın yaşadığı gibi şiddet yüklü bir tarihimiz olurdu. Ben bunu tek başına Bediüzzaman Said Nursi’nin başardığını düşünüyorum.

Örnek verir misiniz?
Bakın bu çok önemlidir. Bu ülkede Kürt sorununu çözme konusunda yaptığı yeniliktir. Umutlu olmamızın tek ve yegâne temeli Bediüzzaman Said Nursi’dir.

YENİ BİR TOPLUMSAL DAYANIŞMA OLUŞTURDU

Bediüzzaman’ın etkileri neler olmuştur?
Özellikle Kürtleri Türkiye’nin geri kalanı ile yakın ve yan yana tutan Bedizüzaman’ın varlığıdır. Bugün Kürtler konuşurken Said Nursi’yi referans gösteriyorlar. Ben özelikle Kürt toplumu ile Türklerin geri kalan kısmını bir tutan ana çerçeveyi başlangıçta Bediüzzaman Said Nursi’nin çizdiğini düşünüyorum. Tek parti dönemi zalimce Kürtleri eziyordu.

Said Nursi bunu hangi yönüyle başarmıştır?
Toplumu siyasetten uzak tutmuştur. En önemlisi de şiddetten uzak tutmuştur. İnancı o günün şartlarına göre yorumlayarak yeni bir toplumsal dayanışma oluşturmuştur. Söylediği şeylerden çok kullandığı yöntemi ve koyduğu hedefleri önemlidir. Toplumu siyasetin uzağında tutarak siyasi hedef koymuştur. Bir tarafta silah ve şiddet kullanan, entrikalar yapan bir merkez, diğer tarafta ise direnenler var. Direnenler, etraflarına baktıklarında en sağlam kale olarak Bediüzzaman’ı görüyorlar.

Bu mücadelenin bugüne yansıması nasıl olmuştur?
Tarihin garip bir yapısı vardır. Geçmişte yapılanların bugün nasıl bir anlam taşıdığını daha iyi anlıyorsunuz. 1940 ve 50’li yıllarda Nurculuğu bir dini hareket olarak algılayanlar bugün baktıklarında bunun nasıl bir sosyal hareket olduğunu daha iyi görüyorlar. O sosyallik zamanla büyüyor ve sonuçları ortaya çıkıyor.

CHP’NİN İKTİDAR PROJESİNİ YOK ETTİ

Sol kesim bunun farkına vardı mı?
Sol kesim içinde Bedizüzzman’dan saygı ile bahseden birçok kişiyle tanıştım. Tek parti ideolojisini savunanlarda hala bir şey var. Ama ciddi manada Bediüzman’la ilgili güzel sözler söylüyorlar. En son Başbakan’ın saydığı isimler arasında yer alınca bazı CHP’liler ‘Herkes tamam. Ama Bediüzzman hariç’ dediler. Hala onlarda biraz direnç var.

Neden Said Nursi’ye karşılar?
CHP’nin tek partili dönemde geleceğe dönük iktidar projesini yok eden Bediüzzaman’ın kendisidir. O yüzden bu tepkileri normal.

Bediüzzman’ın yaptıkları bugünleri nasıl etkiledi?
Ben şuna inanıyorum: Bediüzzaman, 1940’lı ve 50’li yıllarda söyledikleri ile bugünleri görmüştür. ‘Bugün bunları yaparsak yarın şunlar olur.’ yönündeki telkinleri ile geleceği çok iyi okumuştur. Ve bunun adına feraset deniyor.

SEYİT RIZA TEK PARTİ YÖNETİMİNİN İSTEDİĞİ HAMLEYİ YAPTI

Tek parti döneminin uyguladığı şiddet politikası ve bunlara direnenleri kıyasladığımızda ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor? Mesele güncel bir konu olduğu için Dersim olayını değerlendirebilir misiniz?
Tek parti döneminin vandalizmi ve buna direnenler arasında Dersim önemli bir yere sahiptir. Dersim bölgesi Alevi Kürtlerin yaşadığı bir bölgedir. Alevi Kürtlerde ilginç bir yapıya sahiptir. Bölgenin coğrafi yapısı çok serttir. Osmanlı’da bu bölgeye ulaşamamıştır. Bunlar başına buyruk yaşıyorlardı. Cumhuriyet kontrol altına almak istemiştir. 1935 yılında. bir plan yapıyorlar; devlete bağlayacaklar. Uyguladığı teknik, isyan çıkartıp, sonra kanlı bir şekilde bastırarak devlet otoritesini kabul ettirmektir. Bu sırada Seyit Rıza’nın direnişi başlıyor. Zaten tek parti yönetimin de istediği bu olmuştur. Ondan sonra devlet kanlı bir şekilde isyanı bastırmıştır.

Peki, sorun çözüldü mü?
Onlar isyanı bastırıp sorunu çözdüklerini sanıyorlar. Hâlbuki Dersim sorunu çözülmemiştir. Hala sorun sürüyor. Kürt Alevileri bu devletin kurduğu sistemin içine yerleştirmek hala mümkün değil ve onlar tepkililer.

HALKI ŞİDDETTEN UZAK TUTARAK TOPLUMU GELİŞTİRDİ

Bediüzzman ve Seyit Rıza arasında nasıl bir kıyaslama yapıyorsunuz?
Ben buradan Seyit Rıza’nın tepkisi ile Bediüzzaman’ın gösterdiği tepkinin karşılaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Bediüzzman halkı şiddetten uzak tutarak toplumun alt yapısını geliştirdi. Seyit Rıza direniş yaptığı için tek partinin istediği hamleyi gerçekleştirmiş oldu.

Bu dönem için birde Ticanilik’ten bahsetmiştiniz. Onlar neler yaptı?
Ticanilik de tam tersine şiddet kullanıyordu. O dönemin hükümetine bahane veriyor, onların istediği gibi davranışlarda bulunuyorlardı. Ama Bediüzzman muhataplarını şiddetten korumuştur. Kimsenin oyununa gelmemiştir. Şiddet kullanmadan, fikir üreterek toplumun alt yapısını beslemiştir.

YARIN: Demokratik açılım süreci ve TSK içindeki cunta yapılanması

Moralhaber.Net

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: